Adres Bilgisi
Diz Kireçlenmesi Problemlerinde PRP Tedavisi

Diz Kireçlenmesi Problemlerinde PRP Tedavisi

Diz Kireçlenmesi Problemlerinde PRP Tedavisi

Teknolojinin günümüzde oldukça ilerlemesiyle birlikte daha iyi şekilde anlaşıldığı üzere insan vücudu, hastalıkları iyileştirme potansiyeline sahip bir yapıdadır. Kişinin kendi kanı kullanılarak iyileşmesini sağlayan PRP tedavisi, insan vücudunun bu potansiyelini kullanan yeni bir tedavi yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Kişinin kendi kanından hazırlanan ve tıp alanında birçok alanda iyileşmeyi uyarmak ya da düzenlemek amacıyla kullanılan PRP yöntemi, kas-iskelet sistemi yaralanmaları ve hastalıklarının iyileşmesinde kullanılmasının yanı sıra, omuz ağrıları, ön çapraz bağ yaralanmaları, eklem kireçlenmesi, ayak bileği burkulmaları gibi pek çok rahatsızlığın tedavisinde de uygulanabilmektedir. Diz kireçlenmesi problemlerinde uygulanan PRP tedavisine değinmeden önce, yeni yeni geliştirilmekte olan ve oldukça etkili nitelikteki PRP tedavisi hakkında bilgi vermek faydalı olacaktır. 

PRP Nedir?

PRP, trombositten zengin plazma anlamına gelmektedir. Trombositlerin asıl görevi, yaralanma durumlarında meydana gelen kanamayı durduran pıhtıyı oluşturmaktır. Bunun yanı sıra trombositler, dokuların onarılmasına ve iyileşmesine katkı sağlayan büyüme faktörleri içermektedir. Bu büyüme faktörleri aktive edildikleri zaman, vücudun kendi iyileşme mekanizmalarına destek olarak, hasarlı dokularda tamire yardımcı olmaktadır. 

PRP tedavisinde kullanılan trombositler, hastanın kendi kanından alınan numuneden ayrıştırılarak elde edilmekte ve yaralı bölgeye enjekte edilmektedir. Enjekte edilen sıvıda, yüksek konsantrasyonda trombosit ve büyüme faktörü bulunmakta, kişinin kendi kanından başka bir kaynak kullanılmamaktadır. Enjekte edilen sıvı içerisinde, yüksek konsantrasyonda trombosit ve büyüme faktörü bulunmaktadır. Normal kanda 1mililitre içerisinde 150.000-400.000 oranında trombosit bulunurken, PRP’de bu oran 1.000.000 üzerine çıkmaktadır. Trombositler, kanın pıhtılaşması ve dokuların iyileşmesinin yanı sıra, sessiz lokal kök hücrelerinin aktive edilmesini sağladıkları için, PRP doğal bir ilaç tedavisi haline gelmektedir. 

PRP tedavisi, yaklaşık 20 yıldır maksillofasiyal ve kardiyovasküler cerrahide kullanılmakta olup, son dönemlerde kas iskelet tedavisinde de uygulanmaya başlanmıştır. PRP tedavisi, dokuların iyileşmesini ve yenilenmesini sağlayarak, yaralanma ve zedelenme meydana gelen tendon kıkırdak yapıların iyileşmesini hızlandırmaktadır. 

PRP Nasıl Uygulanmaktadır?

PRP uygulaması, kişinin kendi kanından başka bir madde içermeyen ve ilaçların aksine, etkisi uygulandığı bölge ile sınırlı olan bir uygulamadır. Böylece böbrek, karaciğer, mide bölgelerinde yan etkiler oluşturmamakta ve yapısal olarak kortizon içermemektedir. Bu bakımdan doğal bir ilaç işlevi gören PRP tedavisinin uygulamasının aşamalarını şu şekilde sıralayabilmekteyiz;

  • Hastadan steril bir ortamda 10-20 ml kan alındıktan sonra, kana santrifüj işlemi uygulanmaktadır. Kana uygulanan santrifüj işlemiyle, trombositlerin kanın diğer şekilli elemanlarından ayrılması sağlanmaktadır. Kandaki gerçekleştirilen ayrışma ile, her mililitresinde yaklaşık 200 bin trombosit bulunan kanın kırmızı hücrelerden oluşan kısmı ayrılarak, her mililitresinde trombosit yoğunluğuna sahip bir kan yapısı elde edilmektedir. 
  • Santrifüj işlemi uygulanarak elde edilen bu kana, büyüme faktörlerinin daha çok artmasını sağlayacak olan DNA aktivatörleri de eklenerek, tedavi niteliği arttırılmaktadır.
  • Tedavisi amaçlanan bölgeye, bu sıvı enjekte edilmektedir. 
  • PRP’nin niteliğini, trombositlerin yaşama kabiliyeti belirlemektedir. PRP’nin hazırlanması sürecinde, trombositlerin canlılığını sürdürmesi işlemin başarılı bir şekilde gerçekleşmesi için oldukça gereklidir. Aksi takdirde, canlılığını kaybeden trombositler, aktive edilememektedir. Bu bakımdan PRP’nin uygun bir şekilde hazırlanması, trombositler erken aktive olmadan işlemin gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır ki, henüz uygulamanın hazırlık safhasında büyüme faktörlerinin kaybolması önlenebilmelidir. 

PRP uygulaması içerisinde, vücudun iyileşme cevabındaki hücrelerin bölgeye ulaşmasını ve çoğalmasını sağlayan büyüme faktörlerini bulundurmaktadır. Bu büyüme faktörleri aynı zamanda, yeni damarların oluşumunu, enfeksiyonların önlenmesini ve doku proteinlerinin üretimini sağlayan yapıcı etkilere sahiptir. PRP işlemiyle, dokulardaki hasar ya da yaşlanma etkilerini ortadan kaldırabilecek nitelikteki doğal büyüme faktörleri istenilen bölgeye uygulanabilmektedir. 

Özellikle belirtmek gerekmektedir ki, PRP, bir kök hücre tedavisi değildir. Yaygın kanının aksine, PRP uygulamasında elde edilen kan içerisinde çok az sayıda kök hücre bulunmaktadır. PRP tedavisi, iyileşme ve büyüme süreçlerini başlatan trombosit sayısının çoğaltılması işlemidir, yani içeriğindeki kök hücrelerle değil trombositler yardımıyla daha çok uyarıcı etkisiyle kök hücreleri harekete geçiren bir uygulamadır. PRP uygulaması sonrası deride meydana gelen fibrin ağları, ortamdaki kök hücreleri de kendi yapısına toplayarak, dolaylı yoldan kök hücrelerle çalışma göstermektedir. Bu bakımdan cilde uygulanan trombosit bakımından zengin tedavi işlemi ciltte onarılmayı ve yenilenme sürecini de tetiklemektedir. Son yıllarda PRP işlemlerinin, içerisinde hyalüronik asit içeren formları geliştirilmiş ve uygulanmaya başlanmıştır. 

Diz Kireçlenmesi Problemlerinde PRP Tedavisi

PRP uygulaması; genel cerrahi, plastik cerrahi ve ortopedinin değişik alanlarında uygulanmıştır. PRP işleminin ortopedik uygulamaları; diz bağ yaralanmaları, kas yaralanmaları, kronik tendinopatiler ve diz kireçlenmesi problemleridir. 

Son yıllarda kişilerdeki kötü beslenme ve ortalama yaşam beklentisinin uzamasına bağlı olarak, diz kireçlenmesi görülme sıklığı artış göstermiştir. Bu doğrultuda hastalarda ağrıyı azaltmak ve fonksiyonları koruyabilmek amacıyla, PRP yöntemi uygulanmaya başlanmıştır. 

Diz eklemlerinde meydana gelen kireçlenmelerin erken evrelerinde, PRP enjeksiyonları uygulanmasıyla daha hızlı iyileşme sağlandığı gözlemlenmiştir. 

Diz kireçlenmesinin erken evrelerinde uygulanan PRP tedavisi ile, ortalama 6 ay gibi bir süre içerisinde, hastaların ağrılarında azalma ve fonksiyonlarında düzelme meydana gelmesi sağlanabilmektedir. Ancak PRP tedavisi, hastalık sebebiyle ortaya çıkmış olan mevcut aşınma ve yıpranmaları geri döndürememekte, hastalığın doğal seyrini değiştirememektedir. Hyalüronik asit enjeksiyonlarına göre daha etkili olduğu gözlemlenen PRP uygulamaları, henüz ilerleme göstermeyen kireçlenme problemlerine hızlı ve etkili sonuçlar sağlayabilmektedir. 

Sonuç olarak PRP uygulaması, diz kireçlenmesi durumlarında, kolay ulaşılabilir ve ağrıyı azaltan bir tedavi yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. PRP enjeksiyonu yoluyla, diz fonksiyonları orta-ileri evre gonartrozu olan hastalarda korunabilmekte, ağrılarda azalma sağlanarak normal hayata dönüş sağlanabilmektedir.